• Online Yardım
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • 0(216) 643 00 60
  • EN YAKIN ECZANE
Sadece Eczanelerde

Kolajen Nedir, Kolajenin Faydaları Nelerdir?

Kolajen, vücutta bulunan bir aminoasit olarak bilinmektedir. Kökeni Yunanca da “glu” yani yapıştırıcı anlamına gelen kolajen, vücudun bir arada tutulmasını sağlayan, dayanıklılığı artıran ve cilde esneklik kazandıran en önemli proteinlerden biridir. Birbiri üzerine sarılmış olan üç adet alfa zincirinden meydana gelmektedir. Vücudun her yerinde bulunan bir protein olan kolajen, yaşlandıkça azalmaya başlamaktadır.

 

Yaşın ilerlemesiyle birlikte vücutta meydana gelen kırışıklıklar ve sarkmalar çoğu kişinin ortak problemidir. Ciltte var olan bu tür problemlerin temel kaynağı kolajen eksikliği olarak karşımıza çıkar. Kemik ve kas dokusunun birbirine bağlanmasını sağlayan kolajen vücutta azalmaya başladıkça çeşitli problemler de baş göstermeye başlamaktadır.

 

 

Kolajen Tipleri Nelerdir?

19 tane tipi tanımlanmış olan kolajenin vücudumuzda en sık görülen çeşitleri tip 1, tip 2 ve tip 3, tip 4 ve tip 10’dur. Tüm bu kolajen tipleri vücudun farklı dokularında yer almaktadır.

 

Tip 1 Kolajen: Vücutta en fazla bulunan kolajen, tip 1’dir. Vücudun parçalarını oluşturan eozinofilik liflerden oluşmaktadır. Organlar, bağlar, tendonlar ve ciltte bulunan tip 1 kolajen, kemikleri destekler, cildi korur, cildin elastikiyetini sağlar, dokuları bir arada tutar ve yaraların iyileşmesini sağlar.

 

Tip 2 Kolajen: Tip 2 kolajen hücresel olmayan kıkırdak matrisi tarafından üretilmektedir. Kıkırdak matrisi, kıkırdak içinde var olan sıvı benzeri bir dolgudur. Bağ dokularındaki kıkırdak oluşumuna yardımcı olan tip 2 kolajen eklem sağlığı açısından oldukça önemlidir. Yaşa bağlı ekrem ağrıları ve çeşitli buna bağlı olarak meydana gelen çeşitli semptomların tedavisinde etkilidir.

 

Tip 3 Kolajen: Tip 3 kolajen organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücre dışı matrisin ana bileşeninden oluşmaktadır. Kalp ve kan damarları ile kan dokusunu oluşturmada önemli bir destekleyici olan tip 3 kolajen, cildin esnekliğini ve sıkılığını korumasında da oldukça etkilidir. Kasların, arterlerin ve organların yapısını desteklemektedir. Damarlara elastikiyet verirken aynı zamanda kasları güçlendirmektedir.

 

Tip 4 Kolajen: Cildin sıvı filtrasyonu aşamasında rol oynayan tip 4 kolajen, sindirim ve solunum yüzeylerini oluşturmaktadır. Cildin derin katmanlarında bulunan kolajen tipi, yağ ve organları çevreleyen bazal zarın oluşumunda etkilidir.

 

Tip 10 Kolajen: Yeni kemiklerin oluşumunda görev alan tip 10 kolajen aynı zamanda eklem kıkırdaklarının gelişimi için de önemlidir. Eklem ağrıları ve eklem bölgelerinde meydana gelen kırıklarda onarıcı görev görmektedir.

 

Kolajenin Faydaları Nelerdir?

Sıkı ve Pürüzsüz Bir Cilt Yüzeyi: Kolajenin herkes tarafından en çok bilinen faydası cildi sıkılaştırması ve kırışıklıkları olabildiğince azaltmasıdır. Cilt yapısını ve kasları bir arada tutmayı sağlayan kolajenin vücuda girişi arttığında ciltte meydana gelen yaşlanma belirtileri ortadan kalktığından cilt daha pürüzsüz bir görünüme kavuşmaktadır.

İyileşen Dolaşım Sistemi: Kolajen cilt yüzeyinde olduğu gibi vücudun iç dokularında da iyileşme sağlamaktadır. Damar esnekliğini artırması ve doku yapısını güçlendirmesi sebebiyle kolajen, kişiye daha kaliteli bir dolaşım sistemi sunmaktadır. Dolaşım sisteminde yaşanan kalite artışı kardiyovasküler sisteminde iyileşmesini sağlamaktadır.

 

Esnek Eklemler: Kolajen eklemlerin daha esnek bir hale gelmesini sağlamaktadır. Özellikle eklem rahatsızlıkları bulunan kişiler eklem mobilitesi açısından kolajenden faydalanabilmektedir.

 

Gür ve Sağlıklı Saçlar: Doğal yaşlanma sürecinde saç telleri kalınlıklarını, dış etkenlere karşı koyma gücünü ve parlak görünümünü kaybetmeye başlamaktadır. Tüm bunlarda saçlarda kopmalara ve dökülmelere sebep olmaktadır. Direkt olarak dökülmeler başlamasa bile saçlar eskisi gibi aynı verimle uzamamaktadır. Saç tellerinin gücünü kaybedip dökülmemesi adına kolajen iyi bir tercihtir. Saç tellerini uyarıp kalınlaştıran kolajen, daha gür ve sağlıklı saçlara kavuşmayı sağlayacaktır.

 

Hızlı İyileşme Süreci: Çeşitli hastalıklar veya doğal yaşlanma süreci ile birlikte iyileşmesi yavaşlayan yaraların bir çözümü de kolajendir. Temeline inildiğinde yaşlanmayla birlikte yaraların iyileşme sürecinin uzamasının sebebinin vücutta meydana gelen kolajen düşüşü olduğu tespit edilecektir. Kolajen takviyesi cildin yapılanmasını sağlayarak yaraların iyileşme sürecini hızlandırmaktadır.

 

Düzenli Sindirim Sistemi: Kolajenin içinde bulunan bir aminoasit olan glisin mide asidi üretimini destekleyerek yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırmaktadır.

 

Azalan Selülitler: Cilt dokusunu içten ve dıştan pürüzsüz bir hale getirmeye yarayan kolajen, cilt yüzeyinin hemen altına yerleşmiş olan dağınık yağ dokusunu toparlamaya ve böylece selülit olarak adlandırılan görüntünün azaltılmasına yardımcı olmaktadır.

 

Kolajen ile Hidrolize Kolajen Arasındaki Farklar Nelerdir?

Hidroliz işlemi amino asitler arasındaki bağları koparır, böylece ürünün sindirimi kolaylaşır ve kan dolaşımından daha kolay emilir. Hidrolize edilmiş kolajen peptidleri, tam bir amino asit profili sunar; bu, en iyi kolajen takviyelerinde uygun diyet seviyelerinin temin edilmesini kolaylaştırır. Hidrolize kolajenin avantajı hem amino asitleri içermesi hem de ciltteki Tip 1 kolajeni oluşturan fibroblast hücrelerini uyarıcı özelliği taşımasıdır. Böylece fibroblast hücrelerinde kolajen gen ekspresyonu artar ve kolajen oluşumu hızlanır.  

 

Kolajen Kaybına Yol Açan Faktörler Nelerdir?

  • Çevre kirliliği,
  • Sigara,
  • Alkol tüketimi,
  • Uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalma,
  • Kan şekerinin ani yükselişi,
  • Aşırı şeker tüketimi
  • Paketlenmiş, rafine gıdalar,
  • Sağlıksız beslenme,
  • Uyku düzensizliği

 

Kolajen Cildin Hangi Yüzeylerinde Etkilidir?

  • Sivilceler, akneler ve cilt yüzeyinde oluşan lekeler,
  • Yanaklarda meydana gelen çöküntüler,
  • Alında oluşan kırışıklık çizgileri,
  • Göz kenarlarında oluşan kaz ayakları,
  • Ağız köşesinde oluşan derin çizgiler üzerinde kolajen oldukça etkilidir.
  • Burun kenarından başlayarak ağız çevresine kadar inen derin gülümseme çizgileri,
  • Dudak üzerinde oluşan özellikle sigara tüketen kişilerde meydana gelen kırışıklıklar.

 

Kimler Kolajen Kullanmaya İhtiyaç Duyabilir?

  • Kuru ve hassas bir cilde sahip olanlar,
  • Cildi elastikiyet özelliğini kaybetmiş olanlar,
  • Cilt üzerinde leke oluşumu yaşayanlar,
  • Özellikle doğum sonrası vücudunda çatlakları olanlar,
  • Aşırı alkol ve sigara tüketimi sebebiyle saç, cilt ve tırnaklarında sağlıksız bir görüntüye sahip olanlar,
  • Tırnaklarında yavaş uzama, soyulma veya sık sık kırılma gibi durumları gözlemleyenler,
  • Saç ekimi yaptıranlar,
  • Doğal yaşlanma süreci veya çevresel faktörler sebebiyle cilt sorunları yaşayanlar,
  • Cilt yüzeyinde yara veya yanıkları bulunanlar,
  • Bariatrik operasyon geçirenler kolajen takviyesi ihtiyacı duyabilirler.

 

Kolajen İçeren Besinler Nelerdir?

Et ve Kemik Suyu: Et ve kemiklerinin kaynatılarak suyunun tüketilmesi insan sağlığı için oldukça faydalıdır. Tip 1 kolajen ve tip 2 kolajen içeren et ve kemik suyu eklem fonksiyonlarını desteklemektedir. Özellikle eklem rahatsızlıklarına sahip olan kişilerin kemik suyu aracılığıyla vücutlarındaki kolajen miktarlarını artırmaları oldukça faydalıdır.

 

Yeşil Sebzeler: İnsan sağlığı için birçok farklı faydası bulunan yeşil sebzelerin bir özelliği de yüksek miktarda kolajen içermeleridir. Yeşil yapraklı sebzelerde vücudumuzda bulunan prokollajen miktarını artıran klorofil bulunmaktadır. Klorofil vücudumuzda prokollajen miktarını artırmakla kalmayıp aynı zamanda vücudumuzu UV ışınlarına ve radikallere karşı korumaktadır. Özellikle ıspanak, pazı, lahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir.

 

Sarımsak: Sarımsak aynı yumurta beyazı gibi yüksek miktarda kükürt içermektedir. Kükürt eklemlerde ciltte var olan kolajeni tetiklemektedir. Aynı zamanda hasarlı eklemleri onarmaya yarayan taurin ve lipit asitleri barındıran sarımsak, kolajeni artırmaya yardımcı olmaktadır.

 

Yumurta Beyazı: Yumurtanın beyazı kolajen ile birlikte yüksek miktarda amino asit ve kükürt içermektedir. Kükürt, kolajenin düşmanı olan toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırmaktadır.

 

Beyaz Çay: Beyaz çay, cilt proteinlerinin ve kolajenin moleküler yapısını korumaya yardımcı olmaktadır.

 

Avokado ve Avokado Yağı: Vücutta var olan kolajenin parçalanmasını engelleyen E vitamini açısından oldukça zengin olan avokado, yaşlanma etkilerini önlemeye yaramaktadır.

 

Soya Ürünleri: Soya, jenistein olarak bilerek bir bileşiğe sahiptir. Güçlü bir antioksidan deposu olan soya ürünleri, cilt hücrelerine zarar verebilecek serbest radikallere karşı cildi korumakta ve cildi sıkılaştırmaktadır.

 

Kırmızı Meyve ve Sebzeler: Kırmızı meyve ve sebzeler UV ışığının neden olduğu kolajenin parçalanmasını engelleyen ellagik asit içeriğine sahiptirler. Ahududu, elma, böğürtlen, vişne ve çilek gibi kırmızı meyveler vücutta kolajen üretimini artırmaktadır.

 

Fasulyeler: Fasulye, vücudu yaşlanma karşıtı bir madde olan hyaluronic asidi üretmeye teşvik etmektedir. Hyaluronic asit, cildin nem dengesini ayarlayıp cildi pürüzsüz ve nemli bir görüntüye kavuşturmaktadır. Aynı zamanda kolajen sentezini artırarak hücre yenilenmesini desteklemektedir.

 

Kolajenin Kilo Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Kolajen protein peptitleri diğer protein türlerine göre çok daha doyurucudur. Yapılan araştırma ve deneylerde kolajenin tüketen kişilerde diğer protein türlerine göre yüzde kırk daha fazla tokluk hissiyatı yarattığı ortaya çıkmıştır. Yarattığı tokluk hissi sebebiyle kolajen, kilo verme sürecine katkıda bulunan bir maddedir. Kolajen aynı zamanda iştahı azaltmaya da yardımcı olmaktadır. Obez hastalarda yapılan klinik araştırmalarda hidrolize kolajen alımının kana tokluk hormonu salgıladığı saptanmıştır. Deneye dahil olan hastaların süreç boyunca ekstra tokluk hissetmeleri ve yaşadıkları iştah kaybı daha az zararlı besin tüketmelerine, daha az zararlı besin tüketmeleri ise daha kolay bir şekilde kilo kaybetmelerine yol açmıştır. Sonuç olarak kolajen, direkt olarak olmasa bile dolaylı yoldan kilo kaybetme sürecine yardımcı olmaktadır.

Yorgunluğu Giderecek Besinler

Kendinizi sürekli olarak yorgun mu hissediyorsunuz? Mevsim değişiklikleri sizi olumsuz yönde mi etkiliyor? Bu durum, yetersiz dinlenmekten kaynaklanabileceği gibi, beslenmenizdeki düzensizliklerden de ileri gelebilir. Niasin, B1, B2, B6, B12, folik asit ve C vitamini ile demir, potasyum, krom, selenyum ve iyot minerallerinin yetersizliği durumunda yorgunluk kendini gösterir. Peki bazı besinlerin yorgunluğu önlediğini biliyor musunuz? İşte size yorgunluğu giderecek yiyecekler:

Ofis Çalışanları İçin Öneriler

Günümüzde pek çok kişi zamanının büyük bir bölümünü çalışarak geçirmektedir.  Yoğun iş temposu nedeniyle evde sağlıklı beslenmenin yerini dışarıda beslenme almıştır. Doğru beslenmeye vakit ayıramamak ve masa başında hareketsiz bir şekilde uzun saatler geçirmek, birçok kişide fazla kilo ve yağ birikimine neden olmaktadır. Oysa çalışırken de doğru beslenmek ve kilo almak yerine fazla kilolardan kurtulmak mümkündür.

Sağlıklı bir birey olabilmek için sağlıklı beslenmek çok önemlidir. Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlığa etkisinin yanı sıra, iş gücü performansının artması ve başarı için önemli katkısı bulunmaktadır. Masa başında çalışan kişilerin sağlıklı ve formda kalmaları için işte size bazı öneriler:

D vitamini Eksikliğini Önlemek İçin Neler Yapılmalı ?

D vitamini vücudumuzda bulunan 7-dehidrokolesterol olarak bulunan ve UVB ışınlarıyla aktifleştirilen, dışarıdan hayvansal kaynaklı kolekalsiferol bitkisel kaynaklı ergokalsiferol 'ün vücutta metabolize edilmesi sonucu hormon görevi gören bir vitamindir.

Sporun Eklem Sağlığı ve Eklem Ağrıları Üzerindeki Olumlu Etkileri

Hareketlerimizi sağlayan kas-iskelet sisteminin hareket merkezi eklemlerdir. Üç yüzün üzerinde eklemimiz bulunmaktadır. Şekilleri farklıdır. Yapı itibariyle, eklem zarı olan ve olmayanlar olarak iki gruba ayırılır.

Balık Yağları ve Sağlık

Acaba kalp hastalığı dünyada en az nerede diye bakılınca, geleneksel yaşam tarzlarını günümüze dek sürdüren eskimoların bu konuda çok şanslı olduğu görülmüştü. Bunun nedeni de bol miktarda balık yemelerine bağlanıyordu. Son yıllarda yapılan birçok araştırma, deniz ürünlerinin olumlu etkilerini gösterdikçe bu sebep-sonuç ilişkisinin doğruluğu pekişti. Bundan 50 yıl öce, Hollandalı bilim adamları 850 evli kadınla görüşüp eşlerinin ne kadar balık yediğini kaydettiler.

Enerjinizi Besinlerle Yükseltme Önerileri

Besinler, vücudumuzun en doğru şekilde çalışabilmesi ve günlük stresle, yorgunlukla baş etmek için gereklidir. Bu nedenle gün boyu enerjimizi koruyabilmek için besin seçimimiz oldukça önemlidir. Örneğin, enerjik olmak için şekerli besinleri aşırı tüketmek aslında tam tersi etki yaratarak, gün içinde inişli-çıkışlı enerji dalgalanmalarına sebep olurken kompleks karbonhidratların tüketimi ise pozitif etki gösterir. Modern yaşamın zorlukları, iş ve aile hayatındaki sorumluluklar çoğu zaman daha az uykuya, daha fazla strese ve daha az zamana sebep oluyor. Ancak size beslenme uzmanınız olarak tavsiyem; ne kadar yoğun olursanız olun, sağlıklı beslenme konusunda kolaya kaçmayın.

Obezite ve Aşırı Kilonun Eklem Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Obezite, Fransızcadan türemiş bir kelimedir. Çok ya da aşırı şişmanlık olarak ifade edilir. Sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal (hiperplazik) ve aşırı miktarda (hipertrofik) yağ birikmesidir. Vücutta yağ oranı, vücut ağırlığının erkeklerde % 15-18 ve kadınlarda % 20-25 artmasıyla oluşur. 

Obezite önlenebilir bir hastalıktır. Anne-babadan biri obez ise çocukta risk % 80 oranındadır. Sağlıksız beslenme-inaktif yaşam ilişkisi vardır. Batıda “Beslenme ile İlişkili Hastalıklar” içinde en sık gözlenenidir. Güçlü bir genetik yatkınlık söz konusudur.

Obezite, bulaşıcı olarak belirtilmektedir. Eğer,

omega-3-nedir-cesitleri-nelerdir

Omega 3 Nedir, Çeşitleri ve Faydaları Nelerdir?

Omega 3 yağ asitleri, insan vücudunda önemli rol oynayan çoklu doymamış yağ asidi türüdür. Bu yağ asitleri metabolizma için gerekli olduğu halde vücutta sentezlenemezler ve gıdalarla alınmaları gerekir. Omega-3 ailesine ait pek çok yağ asidi vardır. Omega 3, kalp krizi riskini en aza indirebilir, kemikleri ve eklemleri güçlendirebilir, kan şekerini düzenleyebilir, alzheimer, bunama gibi gibi tehlikeli hastalıklara yakalanma ihtimalini zayıflatabilir, kalp damar sağlığının korunmasında etkin rol oynayabilir.

omega-3-eksikligi-bulgulari

Omega 3 Eksikliği Bulguları Nelerdir?

Omega 3 yağları insan vücudu tarafından üretilemediği için gıda takviyesi olarak alınması gereken bir yağ türüdür. Bu yağ asitleri esansiyel yağ asitleri sınıfında olup metabolizma için gerekli olduğu halde vücutta sentezlenemezler ve gıdalarla alınmaları gerekir. Vücudumuzda yeterli oranda omega 3 bulunmadığı durumlarda dikkat çekici bazı negatif bulgular gözlenebilir.


Omega 3 Yağ Asitlerinin Kardiyovasküler Etkileri

Diyetle omega 3 yağ asitlerinin alınmasının kalbi korumada etkili olduğu, günde 0.5-2.0 g omega yağ asidi alınmasının kardiyovasküler hastalık (KVH) ölümlerini azalttığı daha yüksek dozun ek yarar sağlamadığı ileri sürülüyor. Omega 3 endeksi, eritrosit yağ asitlerinin EPA/DHA oranı olarak ifade edilir. Epidemiyolojik verilere göre, ani kardiyak ölümler, omega 3 endeksi %4’den az olanlarda, indeksi %7-8 olanlardan 10 kat daha yüksektir. Bu endeksin, EPA ve DHA tedavisinin izlenmesinde kullanılması önerilmektedir. Ancak metil–civa içeren balık kaynaklı omega 3 asitlerinin kardiyovasküler hastalıklar için bir risk faktörü olduğu bildirilmektedir.

Metabolizmayı Hızlandırma Yolları Nelerdir ?

Daha hızlı kilo vermek mi istiyorsunuz? O zaman bu işe metabolizmanızı hızlandırarak başlayın! Peki, metabolizmanızı nasıl hızlandırırsınız? Metabolizmayı hızlandıracak yiyecekler nelerdir? Gelin birlikte inceleyelim.
Metabolizma, insan vücudunun temel yaşamsal fonksiyonlarına destek olmak için, tükettiği besinlerin hücreler tarafından yakılması demektir. Yani metabolizma, vücudun alınan kaloriyi enerjiye dönüştürme eylemidir ve bu durum kişiden kişiye değişiklik göstermektedir.

Balık Kolajeninin Diğer Kolajenlerden Farkı Ne?

Kolajen Nedir?

Kolajen, insan vücudunda en çok bulunan proteindir. Vücutta canlılığı ve esnekliği sağlayan kolajen aynı zamanda yıpranan dokuları yenileme özelliğine de sahiptir. Kolajen ile eklem ağrısı, tendon kopması, kıkırdak erimesi veya cilt kırışması gibi durumlar onarılabilmektedir.

 

Suda Çözünen Vitaminler

Hızlı tüketim çağı dolayısıyla kişiler yorgunluk ve halsizlikle başa çıkabilmek adına vitamin tüketimine eğildiler. Özellikle suda çözünen vitaminler oldukça tercih edilenler arasında. B ve C vitaminleri suda çözünen vitaminler grubunda. Peki, hangi vitaminler suda çözünürler? Birlikte inceleyelim.

Yağda Çözünen Vitaminler Nelerdir?

Yağda çözünen vitaminler A, D, E ve K vitaminleridir. Yağlı besin maddeleri içinde bulunan bu vitaminler; tereyağı, bitkisel yağlar ve bazı sebzelerde bulunur. Bu vitaminlerin bağırsaklardan emilebilmeleri için yağ emilimin normal olması gerekir. Dolayısı ile ishal gibi sebeplerden dolayı yağ emiliminin bozuk olduğu durumlarda bu vitaminlerde eksiklikler ortaya çıkar.

Bağırsak Sağlığı Neden Önemlidir?

Bağırsak sağlığımız yaşamsal tüm faaliyetlerimizi gerçekleştirebilmemiz için çok önemlidir. Sosyal hayatımızı bile önemli ölçüde etkiler. Yaşanan stres, üzüntü ve sıkıntılarımız bağırsak sistemimize de yansır. Bu nedenle sıkıntı stresle baş ederken bağırsaklarımızı onlara iyi gelecek besinlerle beslemeliyiz ki bağırsak sağlığımızı koruyabilelim. Vücudumuzda ikinci beyin bağırsaktır. Eğer bağırsak sistemimiz çökerse tüm sistem çöker tıpkı beyin gibi.  Bağırsaklarımızda birçok bakteri bulunur. Bunlar iyi bakteriler ve kötü bakteriler olarak ikiye ayrılır. Eğer sağlıklı beslenmezsek kötü bakteriler artar ve iyi bakteriler azalır. Bu durum bağışıklık sistemimizi önemli ölçüde etkiler. Bağırsaklarımızın sağlıklı olabilmesi için probiyotiklere ihtiyacımız vardır. Probiyotikler canlı maddeler ve mayalardır.